|
TÜRK EPHEMERA TARİHİNE İLİŞKİN ANEKDOTLAR
Ephemera sözcüğünün literatürümüze girişi oldukça yeni bir olaydır. Birkaç yıl
öncesine kadar filatelistlerin dışında bu sözcüğün hangi anlamda kullanıldığı
dahi bilinmiyordu. Ama ephemera'ya ilişkin malzemelerin toplanması,
sergilenmesi, arşiv ya da koleksiyon oluşturulması çok eskilere dayanmaktadır.
Ne yazık ki elimizdeki bilgi ve belgeler bu tür malzemeye ilişkin çalışmaların
ne zaman başladığm ortaya koyacak düzeyde ve kesinlikte değildir. Bunun için
ülkemizdeki ephemera tarihine ilişkin çalışmalar, geçmişten günümüze değil de,
bunun tam tersi günümüzden geçmişe uzanan bir çalışma biçimini zorunlu
kılmaktadır.
Öte yandan ephemera olgusu, bu olguyu oluşturan ana konu ile doğrudan doğruya
ilişkilidir. Örneğin tren, tünel, tramvay ve otobüse ilişkin birer ephemerik
malzeme teşkil eden bilet, ilan fotoğraf, resim, çizim ve diğer nesneler, ancak
bu olgunun gündelik yaşamımıza girmesiyle mümkün olmuştur. Bu taşıtların ya da
daha geniş anlamda buna benzer ephemerik malzeme üreten olguların tarihi, aynı
zamanda bu konuya ilişkin koleksiyonların da başlangıç tarihini oluşturabilir.
Tabii her zaman başlangıç tarihiyle eş olarak bilinçli toplama eyleminin de
başlamış olması gerekiyor. Burada bilinen olay tramvayın ne zaman gündelik
yaşamımıza girdiği,bilinmeyen ise bu konuya ilişkin malzemenin kimler tarafından
ne zaman bilinçli olarak toplanmaya başlandığıdır.
Ülkemizdeki ephemera olgusu aynı zamanda matbaanın
kurulması, kağıt ve ambalaj sanayinin yaygınlaşması, baskı tekniği, grafik,
reklam, fotoğraf gibi konularla da direkt ilgilidir. Bu konular üzerinde
yapılacak ayrıntılı araştırmalar, bir bakıma ephemera tarihimizin de kilometre
taşlarını oluşturacaktır. Gündelik yaşamın gelip geçici belgeleri olarak
tanımlanan ephemeranın tek malzemesi kitap, pul ve paranın dışındaki her çeşit
kağıttır. 18. yüzyıla ait seyyahların çoğunlukla anı türündeki yapıtlarında
kağıdın Osmanlı toplumunda kutsal bir nesne olduğu belirtilmektedir. Bu anıların
birinde yolda bulunan herhangi kıymetsiz bir kağıt parçasının tıpkı ekmek
parçası gibi öpülerek alına sürüldüğü, sonra da üzerine basılmayacak bir yere
yerleştirildiği yazılmaktadır. Bu oldukça önemli gözleme, kağıdın korunması ve
toplanması eyleminden çok, okuma-yazma oranının oldukça düşük olmasından ötürü,
dini duyguların etkisiyle günah sayılabilecek gereksiz bir korkudan
kaynaklandığı yorumunu getirebiliriz. Çünkü gereksiz kağıt parçalarına bile
ölçülü bir saygıyla yaklaşan toplumun dünyanın en önemli ephemeristlerini
yetiştirip, en görkemli malzemelere sahip olması gerekirdi. Oysa böylesine bir
saygıya karşın, bunun tam karşıtı olmuş, bırakın gündelik yaşamın gelip geçici
kağıt malzemelerini, onun da ötesinde en kıymetli kağıt evraklar, belgeler,
arşiv ve kütüphaneler bile büyük bir umursamazlıkla yok edilmiştir. Bu da
ülkemizdeki ephemera tarihine ilişkin yapılacak kimi çalışmalarda büyük bir
çelişki olarak ele alınıp irdelenme zorunluluğu yaratmaktadır.
Ülkemizde ephemera'yla ilgili kıymetli kağıtları
toplamakla değil, toptan imha etme eylemi başlamıştır. Bu eylemden en bilineni
ise 30'lu yıllarda olmuştur. Olayın tanığı olan tarihçi İbrahim Hakkı Konyalı,
Osmanlı İmparatorluğu'na ait değerli belge katliamım şöyle anlatır:
"Bulgarlar bir subaylarını 1930'larda İstanbul'a göndermişlerdi. Bu kişi, o
zamanlar Sultanahmet'teki kadastro dairesinin arkasında bulunan evrak
hazinesinde özel izinle incelemeler yapıyor, daha sonra ilgililerle görüşüp:
Bunları fersude evrak diye satın, bir şartname yapın, alacak olan bunu sınır
dışına çıkaracak diye bir hüküm koyun. Böylece gelir sağlamış olursunuz, diyor.
Bu teklif uygun görülüyor ve hazırlanan şartname hükümet tarafından ilan
ediliyor. Fersude evrak okkası 3 kuruş 10 paraya satılacak. Talipler hemen
ortaya çıkayor. Başta Bulgarlar, Vatikan ve Alman Ziraat Enstitüsü vb. Tabii
şartnameyi alacak kimsenin bunları sınır dışına çıkarması şartı konulduğundan
bizden kimse talip olmuyor." Ve katliam başlıyor. Evrak Hazinesi önünde
sıralanan atlı arabalara tüm evraklar ot balyası gibi çemberlerle sarılarak
dolduruluyor, oradan da Bulgaristan'a gitmek için vagonlara dolduruluyor. Taşıma
sırasında sokaklara dökülen tüm evrak da çöpçüler tarafından yakılıyor.
"Bir tarih hazinesi yağma edilmiştir. Korkunç
cinayet işlenmiştir. Bunlarla niye kimse alakadar olmuyor, şeklindeki yazılarım
hemen etkisini gösterdi. Bu arada İsmet Paşa'ya da telgraf çekmiş, durumu
anlatmıştım. Hemen tahkikat açıldı. Açılan tahkikat sonucu içlerinde Defterdar
Fazlı Güleç Bey'in de bulunduğu bazı kişiler hakkında lüzumu muhakeme kararı
verildi. Meclis'te devrin maliye vekili bu konuda açıklama yapmaya davet edildi.
Ancak olaya adı karışan kişiler yargılanmak üzere İzmit'e gönderilirken af
çıkmaz mı? Böylece sorumlular da kanunun pençesinden kurtuldu ve bir tarih
hazinesi göz göre göre ve bütün didinmelere rağmen Bulgaristan'a gitti. Ama
ondan sonraki parti gönderilmedi. İş işten geç tikten sonra bizimkilerin aklı
başına geldi. Bu belgeleri geri almak için Bulgarlara müracaat ettiler. Yapılan
müzakerelerden sonra Bulgarlar bize 50 çuval kadar kırpıntı gönderdiler. Hiçbir
işe yapamayan ve tarihi değeri olmayan bu kırpıntılar sanırım hala Sultanahmet
Medresesi'nde durur.
Ama Bulgarlar belgelerimizi çok iyi değerlendirdiler. Bunun için Bulgaristan
İlimler Akademisi'ne bağlı bir Tarih Enstitüsü kurdular. Sonra bu belgeleri
tasnif ettiler, daha sonra da işlerine yaramayan bir kısmını Alman Ziraat
Enstitüsü'ne, bir kısmını da Vatikan'a kattılar. Kalanları da bir güzel derleyip
arşiv kurdular. Şimdi bizde bulunmayan bu belgeler sayesinde kendi tarihlerini
ve Türk tarihi üzerine yayın yapabiliyorlar.
Ephemera tarihimizin geçmişi böylesine trajik
sayılabilecek olaylarla doludur. İbrahim Hakkı Konyalı'nın kısmen önlediği bu
katliamın sonucu ise en az birincisi kadar acıdır. Çünkü bizde kalan evrakların
çoğu daha sonra Sultanahmet'teki İbrahim Paşa Sarayı'nda alınmış ve kağıt
yapılmak üzere İzmit'e gönderilmiştir. Konyalı'nın isyanı bu kez şöyle olmuştur:
"Keşke ellerim kırılsaydı da bu yazıları yazmasaydım. Çünkü o zaman devletin
hazinesi kıymetbilir kişilerin değerbilir milletlerinin eline geçer, kağıt
hamuru olmaktan kurtulurdu."
Son yıllara kadar gündelik yaşamın birer belgesi
olan her türlü kağıt SEKA'ya giderek kağıt hamuru olmaktan kurtulamamıştır.
Özellikle Osmanlıca tüm kitaplar, dergiler ve evrak bu bilinen yazgıyı
paylaşmışlardır.
Ülkemizde, bugünkü anlamda (bilinçli toplama,
tasnif etme ve sergileme açısından) ilk ephemera hareketini başlatan Herman
Boyacıoğlu olmuştur. 1961'e dek filateli alanıyla ilgilenen Boyacıoğlu, bu
tarihten sonra kartpostal biriktirmeye başlamış ve özellikle de Fruchtermann
adlı editörün kartpostallarını numara sırasıyla toplamıştır. Kısa sürede Türkiye
konulu 350 bin adetlik bir kartpostal koleksiyonuna sahip olan dünya kartpostal
koleksiyoncuları arasında ayrıcalıklı bir konuma gelmiştir. Uzun bir süre bu
alanda ilk ve tek olmanın hem avantajlarını hem de dezavantajlarını kullanan
Boyacıoğlu, daha sonra kartpostal koleksiyonculuğunu sevdirmek ve yaymak
amacıyla bunun ticaretini girişmiş, kimi filatelistlerle işbirliği yaparak pul
ticareti ile uğraşan dükkanlara alım-satım amaçlı kartpostalı da sokmuştur.
Boyacıoğlu kartpostalın yanı sıra, yine aynı yıllarda yalnızca üzerindeki resmi
pullardan ötürü evrak biriktirmeye de girişmiş, ama ne var ki kartpostal
alanındaki bilinçli toplama eylemi bu alanda yineleme başarısını gösterip bir
koleksiyon oluşturmanın üstesinden gelememiştir. 70'li yılların ortalarında
çeşitli nedenlerden ötürü elindeki tüm kartpostalları satmak zorunda kalan
Boyacıoğlu, bundan sonra başta tahvil-hisse senedi olmak üzere diğer efemerik
malzemeler toplamaya başlamış, alım-satıma ağırlık vererek bu alanda ticaret
yapanların adeta toptancısı durumuna gelmiştir. Bugün piyasaya sunulan ephemera
malzemesinin yüzde ellisi Herman Boyacıoğlu tarafından sağlanmaktadır.
Ülkemizde ephemeraya ilişkin belgelerin büyük bir
çoğunluğu yabancı kökenlidir. Baskı tekniğinin istenilen düzeyde olmaması,
gündelik yaşama ilişkin kimi kağıtların dışarıda basılmasını adeta şart
koşmuştur. Birer efemerik malzeme olan fotoğrafların hemen hemen tüm
paspartuları başta viyana olmak üzere yabancı kentlerde basılıp ülkemize
gönderilmiştir. Abdullah Freres, Pascal Sebah, Gülmez Freres, Basil Kargopolo ve
Sebatı Joaillier başta olmak üzere 19. yüzyılın tüm fotoğrafçıları paspartu
yapımında ithal malzeme kullanmışlardır. Aynı şekilde dışarıdan ithal edilen fes
etiketlerinin tümü de Çekoslovakya ve Avusturya'da basılıp ülkemize
gönderilmiştir. Hatta ülkemizde fes yapımına başlandığı tarihden sonra da fes
etiketlerinin dışarıdaki basımı sürmüştür. 19. yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı
toplumunun çeşitli gündelik yaşamını ve kentlerini konu alan çikolata, et suyu
ve benzeri maddelerin içindeki armağan kartların da tümü dışarıda basılmış, çok
sonraları ephemera malzemesi olarak toplanmıştır.
Ülkemizdeki ilk kartpostal editörü ise Max
Fruchtermann olmuştur. 1895'ten itibaren kartpostal basmaya başlayan
Fruchtermann ilk kartlarını Leipzig'deki Emil Pinkau Matbaasında bastırmıştır.
Yaklaşık olarak 3000 çeşit kartpostal bastıran Fruchtermann'm çeşit ve kalite
yönünden rekoru bugün bile kırılamamıştır. Bu editörün yanı sıra E.F. Rochat, M.
(1200 çeşit), M. İsrailovitz (1100 çeşit), Sarrafian Bros (880 çeşit), Mehner et
Maaş (700 çeşit) kartpostal basmıştır.
Ülkemizdeki ilk kartpostal müzayedesi (daha doğrusu
değiş- tokuşu) ise 15 Ağustos 1925'de Samsun'da gerçekleştirilmiştir.
İlanlarında yalnızca Türkiye'nin değil tüm Doğu'nun ilk ve tek kulübü olduğu
belirtilen Atıf Zühtü başkanlığındaki Samsun Kulübü bu tür etkinliklerini yılda
dört kez yineleyerek sürdürmüş, daha sonraları ise bilinmeyen bir tarihte
kapanmıştır. Bu kulüp için de Türkiye'nin ilk ephemera kulübü diyebiliriz.
Ephemera tarihimizde bir diğer ilk de Herman
Boyacıoğlu'nun 16 Aralık 1970 ile 9 Ocak 1971 tarihleri arasında Yapı Kredi
Bankası'nın Galatasaray'daki merkezinde açtığı kartpostal sergisidir. 799 eski
kartpostal, 33 fotoğraf, 9 albüm, 1 diploma, 1 nota kitabının yer aldığı sergide
kartpostallar tematik bir düzenleme ile sunulmuştur.
Ephemera olgusu yılların sonunda oluşmuştur.
"Çantacı" olarak tanımlanan kişilerin başlattıkları bu olay, daha sonra aynı
kişilerin dükkan açmasıyla hız kazanmış, bu hız müyazedelerle desteklenerek
90'lı yılların başında yaygın bir hale getirilmiştir. Bugün ülkemizde yaygın
olarak koleksiyonu yapılan malzemenin başında kartpostal, fotoğraf, fatura,
fotokart ve hisse senedi ile tahvil gelmektedir. Özellikle 60'lı yıllarda ABD'de
başlayan tahvil koleksiyonculuğu kısa sürede tüm dünyaya yayılmış 1978'de
Londra'da The International Bond and Share Society adlı bir kuruluş bu konuda
çalışmalara başlamıştır. Bu kuruluşun aralarında Türkiye de olmak üzere 30
ülkeden 600'e yakın üyesi bulunmaktadır. Evrensel dilde "scripophily" olarak
isimlendirilen bu koleksiyon türü ülkemizde de en yaygın olanların başında
gelmektedir.
Ephemera sözcüğünün ilk kullanılması, ilk ephemera
derneğinin açılması ise geçmişi yıllara değil aylara dayanan oldukça yeni bir
olaydır. Efemerik malzemenin bir piyasa oluşturması, bu konuyla ilgili
yayınların eskisine oranla artması, resmi tarihin dışında kalan gündelik yaşama
ilişkin ilgi ve merakın artması, hepsinin ötesinde günlük yaşamın bu gelip
geçici belgelerinin geçmişimize olduğu denli geleceğimize de ışık tutması bu
konu üzerinde yoğunlaşan kişilerin giderek çoğalmasına neden olmaktadır.
Ephemerist'ler bir kısım çevreler tarafından kağıt arkeologları olarak
tanımlanmaktadır. Bu da ephemera olgusunu bir hobinin ötesinde giderek bilimsel
bir tabana oturtmak için diğer itici güç olmaktadır.
|